Çocuklara mahremiyet eğitimi nasıl verilir? Anne ve babaların en büyük endişelerinden biri, çocuklarını dış dünyadaki risklere karşı nasıl koruyacaklarıdır. Ancak koruma refleksi sadece çocuğu kısıtlamak değil, ona kendi sınırlarını yönetme becerisi kazandırmaktır. Mahremiyet eğitimi, bir korku eğitimi değil; bir özgüven, saygı ve bedensel farkındalık eğitimidir. Bu rehberde, bir çocuğun gelişim sürecinde mahremiyet bilincinin nasıl inşa edileceğini tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Mahremiyet Eğitimi Nedir ve Neden Hayatidir? Mahremiyet eğitimi, çocuğun kendi bedeninin kendisine ait olduğunu, fiziksel sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini ve bu sınırlara kimlerin, hangi koşullarda dahil olabileceğini öğrenmesidir. Bu eğitimin temel amacı çocuğu korkutmak değil, ona “Bedenim bana aittir ve üzerinde söz hakkı olan tek kişi benim” bilincini aşılamaktır. Bu bilince sahip bir çocuk, istismar veya sınır ihlali durumlarını çok daha hızlı fark eder ve tepki gösterir. Yaş Gruplarına Göre Mahremiyet Eğitimi 0-2 Yaş: Temellerin Atılması Bu dönemde çocuk henüz konuşamasa da ebeveynin tutumu eğitimi başlatır. 2-4 Yaş: Sınırların Tanımlanması Çocuğun “ben” dediği ve özerklik kazandığı dönemdir. 4-7 Yaş: Sosyal Farkındalık ve Hayır Deme Okul öncesi ve ilkokul başlangıcı, dış dünyaya açılan kapıdır. Mahremiyet Eğitiminde “Altın Kurallar” 1. Zorla Öptürmeyin ve Sarılmaya Zorlamayın Toplumumuzda “Hadi amcaya bir öpücük ver” cümlesi çok yaygındır. Ancak bir çocuğu istemediği halde birine temas etmeye zorlamak, onun sınır algısını yıkar. Çocuğunuza şunu öğretin: “Birine sevgi göstermek zorunda değilsin, istemiyorsan sadece merhaba diyebilirsin.” 2. “Sır” Kavramına Dikkat Edin İstismarcıların en büyük silahı “Aramızda sır kalsın” cümlesidir. Çocuğunuza “İyi sırlar” (sürpriz doğum günü partisi gibi) ve “Kötü sırlar” (insanı mutsuz eden veya saklanması istenen dokunuşlar) arasındaki farkı anlatın. “Seni rahatsız eden hiçbir şey sır kalmamalı, bana her şeyi anlatabilirsin” mesajını her fırsatta verin. 3. Odasına Girerken Kapısını Çalın Siz onun odasına kapıyı vurmadan girerseniz, o da sizin özel alanınıza saygı duymayı öğrenemez. 3-4 yaşından itibaren odasına girerken “Gelebilir miyim?” diye sormak, ona birey olduğunu hissettirir. 4. Vücuduna Şaka Amaçlı Dokunmayın Çocukların cinsel organlarına şaka amaçlı dokunmak veya onları sevmek, çocuğun “özel bölge” hassasiyetini köreltir. Bu bölgelerin komik veya oyun malzemesi olmadığını bilmelidir. Dijital Mahremiyet: İnternetteki Tehlikeler Günümüzde mahremiyet sadece fiziksel alanla sınırlı değil. Çocuğunuz tablet veya telefon kullanıyorsa şunları bilmelidir: Mahremiyet eğitimi, çocuğunuzun hayatı boyunca taşıyacağı bir zırhtır. Bu eğitimi verirken asla korkutucu hikayeler kullanmayın; aksine ona bedeninin değerini ve korunması gereken bir hazine olduğunu anlatın. Sizinle kuracağı açık iletişim, onun en büyük koruması olacaktır.
Ebeveyn Tükenmişliği Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Kurtulma Yolları
Modern dünyada ebeveyn olmak, sadece bir çocuğu büyütmekten çok daha fazlası haline geldi. Kariyer hedefleri, sosyal medyadaki kusursuz ebeveyn profilleri ve bitmek bilmeyen ev sorumlulukları arasında sıkışıp kalmak, pek çok anne ve babayı ebeveyn tükenmişliği (parental burnout) noktasına getiriyor. Peki, yaşadığınız şey sadece geçici bir yorgunluk mu, yoksa ruhsal bir imdat çağrısı mı? Bu rehberde ebeveyn tükenmişliğini tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Ebeveyn Tükenmişliği (Parental Burnout) Nedir? Ebeveyn tükenmişliği, çocuk bakımıyla ilgili kronik stresin bir sonucu olarak ortaya çıkan fiziksel, zihinsel ve duygusal bir tükenme halidir. İş hayatındaki tükenmişlikten en büyük farkı, ebeveynlikten istifa etme veya uzun bir tatile çıkma şansınızın olmamasıdır. Bu durum sizi “kötü bir ebeveyn” yapmaz; aksine, kapasitenizden çok daha fazlasını vermeye çalıştığınızın bir kanıtıdır. Ebeveyn Tükenmişliğinin En Yaygın Belirtileri Kendinizi gözlemlerken şu işaretlere dikkat edin. Eğer bu belirtiler haftalardır devam ediyorsa, değişim vakti gelmiş demektir: Neden Ebeveynler Bu Kadar Tükeniyor? 2026 dünyasında ebeveynlik standartları hiç olmadığı kadar yüksek. Tükenmişliği tetikleyen ana faktörler şunlardır: Ebeveyn Tükenmişliğiyle Başa Çıkma Stratejileri Bu durumdan kurtulmak bir gecede mümkün olmasa da, küçük adımlarla dengenizi yeniden kurabilirsiniz: 1. “Yeterince İyi Ebeveyn” Olmayı Kabul Edin Psikolog Donald Winnicott’un dediği gibi, çocuğunuzun mükemmel bir ebeveyne değil, “yeterince iyi” bir ebeveyne ihtiyacı vardır. Hata yapmanıza izin verin. Evin bazen dağınık kalması veya akşam yemeğinde pratik bir şeyler yenmesi dünyanın sonu değildir. 2. Mikro Mola Yöntemini Uygulayın Günün içinde kendinize 15 dakikalık “hiçlik alanları” yaratın. Bu sürede ne telefonunuza bakın ne de ev işi düşünün. Sadece nefes alın veya bir kahve için. Bu kısa molalar, sinir sisteminizin sakinleşmesine yardımcı olur. 3. Yardım İstemeyi Bir Beceri Haline Getirin Eşinizle, ailenizle veya yakın arkadaşlarınızla dürüstçe konuşun. “Şu an çok zorlanıyorum ve desteğe ihtiyacım var” demek bir zayıflık değil, ebeveynlik sağlığınızı koruma hamlesidir. 4. Dijital Sınırlar Çizin Ebeveynlik bloglarını veya sosyal medya hesaplarını takip ederken kendinizi kötü hissediyorsanız, o hesapları sessize alın. Ekran sürenizi azaltmak, zihninizdeki gürültüyü dindirecektir. Ne Zaman Bir Uzmana Danışmalı? Eğer bu tükenmişlik hissi size kendinize veya çocuğunuza zarar verme düşüncesi veriyorsa, derin bir depresyon veya anksiyete ile birleşiyorsa vakit kaybetmeden bir psikolog veya psikiyatristten destek almalısınız. Unutmayın, mutlu bir çocuk ancak mutlu bir ebeveynle yetişir.
Tuvalet Eğitimi mi Daha Kalıcıdır, Yoksa Hazırbulunuşluk Temelli Yaklaşım mı?
Güncel gelişim psikolojisi, çocuk nörolojisi ve davranış bilimleri bu soruya oldukça net bir yanıt vermektedir: Kalıcı olan yöntem, hazırbulunuşluğa dayalı tuvalet eğitimidir. Bu yazıda, her iki yaklaşımın bilimsel temelini, sahadaki gözlemleri, uzun vadeli etkilerini ve ebeveynlerin süreci sağlıklı yönetebilmesi için gereken noktaları kapsayıcı bir şekilde ele alacağız.
Hazırbulunuşluk: Basit Bir Bekleyiş Değil, Gelişimsel Bir Gereklilik
Hazırbulunuşluk, çocuk gelişimi literatüründe yalnızca bir beceriyi “öğrenmeye başlama zamanı” anlamına gelmez. Bu kavram, çocuğun bir beceriyi sürdürülebilir şekilde gerçekleştirebilmesi için gerekli bilişsel, duygusal, fiziksel ve nörolojik olgunluk düzeyi anlamına gelir. Tuvalet eğitiminin başarısı ise neredeyse tamamen bu olgunlaşmaya bağlıdır.
ÇOCUK EĞİTİMİNDE DİSİPLİN
Disiplin Neden Önemlidir? Sosyal bir varlık olan insanın toplumsal hayatın içinde yaşamını sürdürebilmesi için uyması gereken birtakım kurallar vardır. Kuralların önemsenmediği ya da farkında olmadan göz ardı edildiği toplumlarda anarşinin, güvensizliğin ve huzursuzluğun ortaya çıkması kaçınılmaz bir sonuçtur. Yaşanılan ortamın sağlıklı ve sürdürülebilir olması için her toplumda disiplin gereklidir. Disiplinin ne olduğunu tanımlamak isteğimizde çoğu zaman aklımıza baskı ve otorite gelirken bir yandan düzen ve güven olarak da tanımlayabiliriz. Bu tanımlar yaşadığımız toplumda ve onun bir benzeri olan ailede bu kavramla nasıl karşılaştığımızla ilgili olabilmektedir. Disiplin kavramının evrensel bir tanımı olmasa da genel olarak disiplinin amacını; kurallara uygun olmak diye tanımlayabiliriz. İnsanların birlikte huzurlu ve güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için gerekli olan disiplin çocukların gelişiminde de göz ardı edilmemelidir. Çocuklar İçin Disiplin Çocuğun gelişimine olumlu yönde etki etmesi için ailenin disiplin kavramını nasıl ele aldığı ve nasıl kullandığı çok önemlidir. Çoğunlukla çocuklar söz konusu olduğunda disiplin, katılık ve kuralcılık gibi kavramları çağrıştırmaktadır. Ancak disiplin yalnızca cezalandırmadan ibaret değildir gerektiğinde ödüllendirmeyi de içerir ve çocukların topluma uyumunu kolaylaştırmayı hedeflemektedir. (Yavuzer, 1996.) Disiplin sayesinde çocuk sosyal yaşamda kabul gören alışkanlıkları edinir. Toplumsal uyumu kolaylaşırken kendini denetleyebilme yani öz denetim becerileri de gelişir. Disiplin ve Ceza Birbirine Karıştırılmamalı Çocukları disipline etmek için ailelerin disiplinin tutarlılık ve esneklik gibi temel ilkeleri olduğunu bilmesi gerekir. Katı, baskıcı ve cezalandırıcı disiplin anlayışları çocuklarda kaygı, öfke ve korkuya neden olabilmedir. Eğer çocuk doğru disiplin anlayışıyla karşılaşmaz ve her değiştirilmek istenen eyleminde yeni ve daha katı cezalandırmalara maruz kalırsa, cezalandırılma karşısında öz denetim becerilerini geliştirme fırsatı bulamaz ve ilerleyen yaşlarında vicdani ve ahlaki gelişimi bu katı ve baskıcı tutumdan olumsuz etkilenir. Çünkü ahlaki gelişiminin önemli unsurlarından biri disiplindir. Bu nedenle aileler öncelikle ceza ve disiplin arasındaki farkları idrak etmesi gereklidir. Bu farkları kısaca aşağıdaki gibi açıklayabiliriz; – Disiplin “dur, bunun yerine başka bir şey yap” mesajını verir, cezalandırma ise “sen bunu yanlış yaptın, sen kötü bir çocuksun” mesajını vermektedir. Çünkü cezalandırma tamamen başarısızlığa odaklanmaktadır. Disiplin ise yeni başarı hedeflerine yönlendirmektedir. – Anne baba kendini neşeli ya da intikam alıyor gibi hissediyorsa bu cezalandırmadır. – Fiziksel ve sözel şiddet disiplin değildir, cezalandırmadır. Çocuğun canını yakan ya da duygularını inciten hiçbir sistemin amacı disipline etmek değildir. (eğitim sürecine çok bilinçli olunmalı ve dikkat edilmelidir) – Disiplin çocuğun yapabileceklerinin sınırları içinde sürdürülür. Cezalandırmada ise beklenti çok fazladır. – Cezanın çoğu zaman öğretici değeri yoktur. Disiplin ise hayatın doğru ve yanlışlarını öğretmeyi amaçlar. – Cezalandırma doğrudan kişiye yöneliktir, disiplin ise kişiye değil yanlış olan davranışa odaklanır. – Disiplin sistematik bir şekilde uygulanabilirken cezalandırma kızgınlık sonucu uygulanır bu nedenle cezalandırma kontrolsüz ve tutarsızdır. – Cezalandırmanın amacı çocuk tarafından anlaşılmaz bu nedenle değersizlik hissi verir. Disiplinde ise çocuk kendinden neler beklendiğinin farkındadır. (Clarke ve diğerler, 1996). Dikkat Edilmesi Gerekenler Çocuğa sözde disipline etmek için verilen cezalar çocuğun içinde bulunduğu durumdan hızlıca kurtulmaya yönlendirir. Kendi hatasını görmesi idrak etmesi için fırsatı kalmamış olur. Örneğin “yemeğini bitirmezsen oyun oynayamazsın” gibi bir yaklaşımda çocuk kendisi için gerekli olanı anlayacak becerileri geliştiremez yalnızca cezadan kurtulmak için istenileni yerine getirir. Bu durum öz denetimin gelişmesinin önünde aileler tarafından farkında olmadan konulan bir engeldir. Çocuk kendi isteklerinin ve düşüncelerinin cezalandırmalarla görmezden gelindiğini düşünebilir ve bu durum en başta anne-babayla olumsuz iletişim ve güvensizlik üzerine kurulan bir ilişki oluşturmasına neden olabilir. İlerleyen yaşlarında cezalandırmaların kişilik gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri ortaya çıkmaya başlar. Özellikle vicdan, suçluluk ve sorumluluk duygularıyla ilgili problemler yaşanabilir. Bu yüzden çocuğun bebeklik döneminde ceza korkusu ve sevgi isteğine dayalı olan vicdan gelişimi etkili disiplin yöntemleriyle geliştirilmesi için desteklenmelidir. Yaklaşık 1,5-3 yaşlara gelindiğinde utanma duygusunun, 3-6 yaşlar arasında ise suçluluk duygusunun gelişmeye başladığı görülmektedir. Eğer çocukta vicdan duygusu desteklenmemişse suçluluk duygusu da gelişmemiş olur ve eylemlerinin arkasında yalnızca yakalanıp ceza almamak isteği ön plana çıkar. Doğru ve yanlış eylemlerin farkında olunmaması özellikle günümüzde çok büyük bir problem haline gelen akran zorbalığının önüne geçilememesindeki önemli engellerden biridir. Bu nedenle çocuğun gelişim dönemlerini bilmek hangi duyguyu hangi disiplin yöntemiyle destekleyebileceğimizi bilmek ve disiplinle cezayı karıştırmamak anne-babaların önemsemeleri gereken durumlardan biridir. Disiplin için ailelerin benimseyeceği pek çok yöntem olmasının yanında en yararlı olan yöntem iç kontrollü disiplin diyebiliriz. En basit haliyle iç kontrollü disiplin (öz denetim) Kişinin bazı kuralları benimsemesi ve dış uyaranlara gerek kalmadan bu kurallara kendi kendine uyması ve uygulamasıdır (Navaro, 2002). Yani çocuğun kendi kendini yönetme yeteneği kazanmasıdır. Doğru disiplin uygulamalarının da temel hedefi bu olmalıdır. Örneğin kuralları benimsemiş ve ne yapması gerektiğini bilen bir çocuk ödevlerini zamanında yapmayı tercih eder çünkü aksi olduğunda sorumluluğun kendine ait olduğunu idrak etmiştir. Bu yöntem aile içinde görev paylaşımını ve duygusal paylaşımı da destekler. Öz denetim eğitiminin kullanılabilmesi için öncelikle ailenin bu konuda donanımlı olması gerekmektedir. Aile gerekli uygulama becerilerini kazandıktan sonra çocuğa yol göstermek ve olumlu davranışları desteklemek, olumsuz davranışları ise önlemek için rehberlik edebilir. Kaynakça Clarke J.I. ve Diğerleri. Çocuk Bakımı ve Eğitimi II (Okul ve Ergenlik Dönem). Birinci Baskı, İstanbul: Papirüs Yayınları, 1996. Navaro, L. Gerçekten Ben Duyuyor Musun?. Yedinci Baskı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2002. Yavuzer, H. Çocuk Eğitim El Kitabı. İkinci Baskı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1996.
ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ
ÖFKE PROBLEMİ Çocuklarda ve yetişkinlerde sıklıkla karşılaştığımız öfke problemi aslında öfke duygusunun doğru şekilde tanımlanıp ifade edilememesinden kaynaklanır. Her insan için doğal bir duygu olan öfke kontrol edilemediğinde büyük ve yıkıcı bir problem haline gelir. Öncelikle öfkenin ne olduğu ne hangi durumlarda dışavurumunun zorlayıcı olduğu öğrenilirse bu duyguyu yapıcı bir şekilde yönetmek mümkün hale gelebilir. En genel anlamıyla öfke; bireyin karşılanmamış ihtiyaçlar ve beklentiler, doyurulmamış istekler, hayal kırıklıkları, yaşanan haksızlıklar ve istenmeyen sonuçlar karşısında verdiği duygusal bir tepkidir. Öfke doğası gereği uygun şekilde ifade edildiğinde olukça sağlıklıdır. (Çetin, A. Şükran, A. vd., 2024) Yalnızca bu tanım üzerinden yola çıkıldığında bile, öfkenin en temel nedeninin karşılanmamış istekler ve yaşanan haksızlıklar olduğunu düşünebiliriz. Yetişkinlerin, öfkeye neden olabilecek durumlarla karşılaştığında verdikleri tepkiler pek çok unsura göre değişmektedir. Bunların içinde; psikolojik sağlamlık, kişilik özellikleri, eğitim seviyesi ve iletişim becerileri gibi pek çok unsurdan bahsedebiliriz ancak çocuklarda öfke, kontrol edilmesi daha zor bir duygu olarak karşımıza çıkar. Çocuklar için zorlayıcı olmasının başlıca nedenleri; çocuğun henüz duyguları tanımıyor ve duygularını ifade edebilecek bilişsel ve dil becerilerinin yetişkinlere kıyasla gelişmemiş olmasıdır. Genellikle kontrol edilemeyen öfke; çığlık atma, tekmeleme, ısırma ve vurma gibi davranışlarla dışa vurur. Sıklıkla 2-6 yaş arasındaki çocuklarda görülür ve en yaygın davranış sorunları arasındadır. Bu yaş aralığının dışında özellikle bebeklik döneminde pek çok uyaran öfke duygusunu açığa çıkarır. Bebeğin ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması ağlama ile sonuçlanır ve bebek ağlama sayesinde ihtiyaçlarının karşılanacağını kısa sürede öğrenir. Bununla beraber öfkelendiği zaman ilgi odağı haline geldiğini de keşfetmiş olur. Bebeklik döneminden itibaren tüm çocuklarda öfke gösterme eğilimi vardır ve genellikle isteklerinin engellemesi gibi tehdit olarak algıladıkları durumlarda öfkeyle karşılık verebilirler. Ancak gelişim dönemleri göz önüne alındığında hangi durumların öfke yarattığını şu şekilde sıralayabiliriz; 1,5-3 Yaş Öfke Nedenleri Konuşarak duygularını anlatamaması Tek başına bırakılması Giysilerinin çıkarılması ya da giydirilmesi Tuvalete eğitiminde zorlanması Oynadığı bir şeyin elinden alınması Burnunun, elinin ya da yüzünün silinmesi Yetişkinlerin ilgisini çekmediğini hissetmesi gibi özerkliği ile ilgili pek çok durum öfkeye yol açar. Üç Yaşından İtibaren Öfke Nedenleri Paylaşmayı öğrenmemiş olması Anne-baba ya da diğer yetişkinler ile sınır çatışmaları Bir arkadaş ile tartışması ya da dikkat çekmediğini düşünmesi Aile içinde problemlerin yaşanması Bağımsızlık isteğine karşın ihtiyaçlarının hızlıca giderilmesini beklemesi gibi sosyal olaylar ağırlıklıdır. Okul Çağında Öfke Nedenleri Okul öncesi çağa benzemekle birlikte sosyal engellenmeler ve düş kırıklıklarını da içine alarak artar, Haksızlığa uğramak Eleştirilmek, hor görülmek İğneleyici sözler Gülünç duruma düşmek Çocuk muamelesi yapılması vb. Başlıca öfke kaynaklarıdır. (Yavuzer, 1982; Morgan, 1984) DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Çocuk eğitimi konusunda anne-baba arasında birlik ve beraberlik sağlanmalıdır. Ebeveynlerden biri istenmeyen davranışı cezalandırırken diğeri olumlu karşılamamalıdır. Aile içi iletişim düzenlenmelidir. Ebeveynlerin öfke konusunda çocuğa kötü örnek olmamalıdır. Öfke içeren davranışlara yönelik baskıcı tutumlar ve uygun olmayan zamanda gerçekleştirilen cezalandırmalar çocuğun öfkesini arttırır. Sürekli eleştirel ve kontrolcü bir tavır sergilemek çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine ve duygularının anlaşılmadığını düşünmesine neden olabilir. Öfkenin cezalar ile baskı altına alınması ve çocuğun öfkelenmesinin engellenmesi gerçek anlamda öfkeyi yok etmez yalnızca maskeler ve ilerleyen dönemlerde birikmiş olan bu öfke sosyal problemleri de beraberinde getirerek açığa çıkar. Öfke çocuğa engel aşma, istenmeyen durumdan kurtulma gibi beceriler kazandırabilir bu neden öfkenin her zaman bastırılması gerek bir duygu olduğunu öğretmek yanlıştır. Doğrusu ise çocuğa öfkeyi tanıtmak ve sınırlarını fark ettirmektir. Çocuk öfkesini dışa yönelterek açıkça ortaya koyuyorsa başkalarını cezalandırmaya çalışmaktadır. Bu tür öfke genellikle çocuğun yaşı ilerledikçe azalır. Bunun nedeni ise çocukların büyüdükçe duygularını daha az açığa vurma eğiliminde olmalarından kaynaklanabilir. Duygusunu bastıran çocuklarda kendini cezalandırma eğilimi görülebilir örneğin; saçını yolma, ısırma, başını sert bir yere vurma, kendine zarar verme vb. davranışlar. Ya da sözel cezalandırmalar gelişebilir; Kendimden nefret ediyorum”, “Kendim öldürmek istiyorum” vb. sözlerle ifade ederler. (Jersıld, 1974) Çocuklar doğru zamanda uygulanan eğitsel yöntemlerle zamanla öfkelerini denetim altına almayı öğrenirler. Bu nedenle öfke krizi karşısında ebeveynlerin sakin kalmayı öğrenmesi önemlidir. ÖFKE KRİZİNİ ÖNLEME YOLLARI Öncelikler anne-baba, çocuğun hangi durumlar karşısında öfkelendiğini araştırarak nedenleri tespit etmelidir. Çocuklara seçim yapma imkanı verilmelidir. Ancak bu seçimin objeleri ebeveyn tarafından sınırlandırılmış olmalıdır. Örneğin “dışarı çıkarken mavi hırkanı mı giymek istersin? ya da kırmızı hırkanı mı?” gibi seçenekler sunulabilir. Çocuğun öfkelenerek her istediğini elde edebileceğini düşünmemesi gerekir. Kriz anında çocuğun olması için direttiği şeyin yapılmaması tutarlı tavrın korunmasını sağlar. Çocuklar yaşlarına ve ilgilerine uygun spor ve sanat etkinliklerine yönlendirilmelidir. Ancak aşırı yorgunluğunda öfkeye neden olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Çocukları yatıştırmak için sakin bir ses tonuyla konuşulmalı, o an yaşanılan panik hissettirilmemeli, kalabalıktan uzaklaşılmalı ve çocuk kendine zarar vermiyorsa öfkesini yaşamasına kontrollü bir şekilde izin verilmelidir. Kriz anlarında sözel ve fiziksel şiddette başvurmak öfke nöbetine neden olur. Öfke krizi sonrasında çocuğa isteklerinin neden gerçekleşmediği ve bu davranışlarının onaylanmadığı sevecen bir tavırla anlatılmalıdır. UZMAN DESTEĞİ NE ZAMAN GEREKLİDİR? Öncelikle çocuğun öfke nedenlerine yönelik doğru tespit yapılmazsa izlenen yol zaman kaybına neden olacaktır. Zaman kaybetmemek için; Anne-baba, çocuğun öfkesinin nedenlerini anlayamıyorsa, aile içinde iletişim zayıfsa ve çocuğun yanında tartışmalar yaşanıyorsa, anne ve baba çocuğun yetiştirilmesiyle ilgili fikir ayrılıkları yaşıyorsa, yaşanan öfke krizleri nedeniyle anne ve baba kendini yetersiz ya da umutsuz hissediyorsa, çocuğun yaşadığı problemler sosyal gelişimini engelleyecek seviyeye gelmişse uzman değerlendirmesi önerilir. Aile Danışmanı M. Şule Öktem KAYNAKÇA Çetin, A. Şükran, A. vd. Çocuk Gelişimi Terimler Sözlüğü Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2024. Jersıld, A. Çocuk Psikolojisi. (Çevren: Gülseren Günce). Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, 1979. Morgan, C.T. Psikolojiye Giriş Ders Kitabı. Üçüncü Baskı, (Çevrenler: Hüsnü Arıcı vd.). Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 1999. Yavuzer, H. Çocuk Psikolojisi I. Duygusal ve Toplumsal Gelişim. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1982.